Sayın Ahmet Davutoğlu, İzmir'de düzenlenen "Konyalılar Federasyonu 2. Konya Hemşehri Buluşması"na katıldı. Burada gerçekleştirdiği konuşmasının bir bölümünün deşifresi şu şekildedir.

AvAA

0 videos
75 views
Sayın Ahmet Davutoğlu, İzmir'de düzenlenen "Konyalılar Federasyonu 2. Konya Hemşehri Buluşması"na katıldı. Burada gerçekleştirdiği konuşmasının bir bölümünün deşifresi şu şekildedir.

“New York’ta Türkiye Cumhuriyetini de, temsilcilerini de ilzam etmeye çalışan bir mahkeme yürüyor. Bir kere şunun bilinmesini isteriz: Bütün dünya tarafından hem bilinmesini hem de hiç zihinlerden çıkarılmamasını. Devletimiz izzet temeli üzerine kurulmuştur. Devletimizin izzetine, itibarına kim ve hangi güç nereden dil ve uzatırsa uzatsın 80 milyon tek bir yürek olarak onun karşısında çelik bir sur gibi dururuz.

Yine bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyetinin izzeti bağımsızlığı ve egemenliği ile inşa edilmiştir. Egemenliğine ve bağımsızlığına sahip çıkamayan bir devletin izzetinin korunması mümkün değildir. Biz onun için Selçuklu’da, Moğollara ve Haçlılara karşı, Osmanlı’da yedi düvele karşı, İstiklal Harbinde de bu güzel İzmir’imizi işgal eden müstevlilere karşı ya istiklal ya ölüm diye harekete geçtik kimse bizi böyle bir tercihle karşı karşıya bırakmasın. Yine de tekrar ederiz ki, ya istiklal ya ölüm.

Bunun niçin söylüyorum? Bağımsız ve egemen bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hangi ülkeyle nasıl bir ilişki kuracağına Ankara karar verir, başka hiçbir başkent karar veremez. Biz uluslararası hukuka saygılıyız ve bu uluslararası hukukun gereğini her zaman yaptık. Bu İran’a yönelik ambargo söz konusu olduğunda hem Dışişleri Bakanı olarak o zaman Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olarak görev yürüttük ve her zaman bu süreçlerin içinde olduk ve hiçbir zaman ikiyüzlü bir tavır içinde olmadık. Dünyaya hep şunu söyledik: Biz Birleşmiş Milletler ambargosuna uyarız çünkü Birleşmiş Milletlerin üyesiyiz üyemiz olan bir yapı karar verdiğinde uyarız, ama Amerika’nın tek taraflı ambargosuna uymadık, uymayız. O zaman da söyledik şimdi de söylüyoruz kıyamete kadar da söyleyeceğiz. Hatırlayacaksınız Dışişleri Bakanı olarak Tahran’a gidip aylarca süren diplomasi faaliyetlerinden sonra bir günde 17 saat aralıksız müzakere ederek Türkiye-İran-Brezilya üçlü anlaşmasını imzaladık 2010 tarihinde 17 Mayıs’ta. Niye yaptık biz onu? O zaman biz bu çabaları yaparken bizi Batı karşıtlığıyla, Amerikan karşıtlığıyla suçlayanlar şimdi küstahça bizi itham etmeye kalkarlar. Gece gündüz biz niye uğraşıyorduk niye? Oturduğu sandalyeden arkadaşlar 17 saat kalmıyor. Neticede yapmak istediğimiz şey çok açıktı İran’a yönelik ambargoyu kaldıracak bir anlaşmayı sağlamak ve bu yolda Türkiye’nin ekonomik menfaatlerini korumak. Bizi Türkiye ilgilendirir, başka her ülke kendisiyle ilgilensin başka ülkenin çıkarı ve önceliği değil Türkiye’nin çıkarı ve önceliği önemlidir dedik ve bazı engellemelere rağmen Türkiye-İran-Brezilya anlaşmasını imzaladık. O zaman bize karşı çıkanlar şimdi neredeler? Hangi dille o dönem uyguladığımız dış politika dil uzatıyorlar. Bu anlaşma kabul görmedi. 2015 yılında İran’la imzalanan anlaşma nükleer anlaşma bizim anlaşmadan çok daha yeniydi. Eğer o anlaşma o gün kabul görmüş olsaydı bütün bu yaşananlara ihtiyaç kalmayacak, bütün bu yaşananlar yaşanmayacaktı. İran bizim komşumuzdur, İran’la olan sınırımız da 90’lı yıllarda yazdığım bir makaleye atfen söylüyorum Kasr-ı Şirin Antlaşması Amerika Birleşik Devletlerinin tarihinden daha eskidir bu ilişki kendi doğası içinde sürer kimse de bu ilişkiye müdahil olamaz. Her ülkeyle ilişkimizin kendi bağımsız irademizle sürdürürüz. Bu Selçuklu usulüdür, bu Osmanlı usulüdür bu cumhuriyetin usulüdür kimseden talimatla iş yürütmeyiz. Hal böyleyken ve bu usul çerçevesinde kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İran’la veya herhangi bir komşu ülkeyle bu Rusya olabilir, bu başka ülkeler Irak’ta olabilir yürüttüğü ilişkileri mahkeme konusu yapamaz bu bizim egemen kararımızdır.

İkinci konu değerli arkadaşlar, 17-25 Aralık hiç şüpheniz olmasın ki bir darbe teşebbüsüdür. O dönem seçilmiş Hükümete, benim de içinde bulunduğum Hükümete, seçilmiş Başbakana, bugünkü Cumhurbaşkanımız ve devletin bütün mekanizmalarına ve demokrasiye yönelik bir darbe teşebbüsüdür. Nitekim ondan bir müddet sonra hatırlayacaksınız bu FETÖ denilen alçak çete benim ofisimi de Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakanlık ofisini de dinledi ve bize dönük de uluslararası komplolar içerisine girdi. FETÖ denilen bu alçak çeteye karşı en çetin mücadeleyi verenlerin arasında olduk ve hep olmaya devam edeceğiz. Hiçbir kripto FETÖ’cü bizim bu konudaki temiz ve kararlı mücadelemizi gölgeleyemez.

15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte darbeye karşı televizyonlarda ve uluslararası basında açık ve net tavır sergileyerek milletimizin sözcüsü olmaya gayret ettik. Bundan sonra da Türkiye’ye, demokrasimize, Türkiye’deki milli iradeye kim el uzatırsa uzatsın ve nereden kaynaklanırsa kaynaklansın bilsinler ki bütün Konyalılar gibi bizler de onlara karşı canımız ve kanımız pahası mücadele etmeye her zaman hazırız. Dolayısıyla, 17-25 Aralık darbe teşebbüsü sonrasında saatlerini bile buna göre ayarlayanlar bize FETÖ’yle mücadele dersi veremez. Biz o mücadeleyi yaptık o mücadelenin bedelini ödedik gerekirse ödetmeye de hazırız. Bugün 17-25 Aralık’ı bugün darbe teşebbüsü olarak görüp de o günlerde o dosyalara sahi çıkanların sicillerini bir bakmak lazım. Bugün de o mahkemede sunulan belgelerin 17-25 Aralık’la irtibatı dolayısıyla, bizim açımızdan hükmü yoktur. Türkiye’deki darbe teşebbüsü bir silsiledir, maalesef 2012-2013 yılında gücü zirvesine ulaşan ve diplomasisiyle bütün dünyada etkisini gösteren Türkiye’nin etki gücünü kırmak için gece operasyonları, 17-25 Aralık operasyonu, arkasından Kobani olayları ve nice olaylar ve sonuncusu 15 Temmuz olmak üzere birçok komplolar, yürüttüğümüz dış politikadaki başarının engellenmesi içindi. Şimdi bakıyoruz bütün bu çabalarımıza o zaman karşı çıkanlar bugün de eleştirme cüretine yöneliyorlar. Herkesin siciline bir bakın arkadaşlar geçmişte ne söylemiş, ne yapmış? Konyalılar da, vatandaşlarımız da temiz yürekli olsunlar, ama sakın ha asla ve asla olumsuz anlamda saf olmasınlar ahlak olarak saf olsunlar, ama akıl yürütme anlamında her şeyin farkında olsunlar. Geçmişlere bir bakın kim ne söylemiş? Dolayısıyla, izzetimizi koruyacağız, devletimizin izzeti ayaklar altına alınamaz kimse bu izzetle, bu itibarla oynayamaz. Bu konuda New York’ta sürdürülen bu algı operasyonlarına karşı dimdik ayaktayız, ayakta olmaya devam edeceğiz.

17-25 Aralık da dahil olmak üzere FETÖ’nün Türkiye’deki çete olarak yürüttüğü bütün darbe teşebbüslerinin karşısında da bütün Konyalılar, bütün vatandaşlarımız dimdik durmuştur durmaya devam edeceğiz.
Üçüncü husus ise bu da izzetle birlikte adaletin korunması hususudur. Şimdi son yapılan açıklamalar çerçevesinde Rıza Sarraf denilen bir şahıs devletimizin izzeti ve itibarıyla oynamak yanında bir de adalet düşüncemizi de rencide eden birtakım beyanatlarda bulunuyor. Biraz önce zikrettim adaleti kaybedersiniz devleti yaşatamazsınız, izzeti kaybederseniz devlet yaşasa bile itibarı kalmaz. Devletimizin izzeti ve itibarı anlamında yapılan her komplonun karşısında dimdik dururken adaleti de mutlak anlamda adaleti ve ahlakı hakim kılmaz zorundayız. Ahlaktan ve adaletten soyunmuş devlet iddialarını ve mevcudiyetini kaybeder. Devletimiz bir ateş çemberi içine geçerken o zaman Sayın Cumhurbaşkanımız da, Hükümet olarak bizler de her birimiz bu ateş çemberinin içinden bu ülkeyi nasıl çıkarırız diye düşünürken, Rıza Sarraf başta olmak üzere bu ateş çemberinin içindeki ülkenin düştüğü zor şartlarda kim kendi çıkarını düşünmüşse, kim kendi servetini arttırmayı planlamışsa, kim rüşvet almışsa, kim haksız bir kazanç peşinde olmuş ve bu kazancı elde etmişse onlardan da hesap sorulmalıdır. İşte buradayız, bu ateş çemberinin içinden geçerek geldik. Hakkımızda söylenen, bütün yapılan saldırılar, bütün yurt dışında-yurt içinden yürütülen şeylere karşı buradayız. Bulunduğumuz her görevin hesabını sonuna vermeye hazırız, hepimiz de hazırız. Ama bizler o mücadeleleri yürütürken eğer Türkiye’de yanlış bazı işler olmuşsa, bu yanlış olmuş olan işlerin hesap verilme makamı da New York değil Ankara’dır, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleridir. Yanlış bir işin hesabını sormak da asli olarak bizim görevimizdir, millet olarak da görevimizdir.

Bu anlamda İran’a da dost bir ülke olarak düşen görev bulunmaktadır. Bütün bu yürütülen kampanya Türkiye’nin İran’la ilişkileri dolayısıyladır, İran da mutlak anlamda Türkiye’nin yürüttüğü çalışmalara ve Türkiye’nin bu anlamda kendisi için yaptığı fedakârlıklara ta Tahran Anlaşması dolayısıyla nasıl bir mücadele içine girdiğimizi o günleri yaşayanlar bilir, Türkiye ile tam bir dayanışma içinde olmalıdır.
Amerika Birleşik Devletleri ise, kendi hukukunu kendi ülkesinde uygulasın, ama o hukuku bizim süreçlerimiz için siyasi malzeme konusu yapmasın. Varsa kendi hukukunu ilgilendiren husus, o sınırlar içinde kalsın. Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ilzam eden bir tutum sergilenirse, buna karşı da bizim Selçuklu’dan beri gelen izzeti itibarı ve devlet ahlakımızı korumak için ne türlü fedakârlıklar yaptığımızı tarih bilir, gelecek nesiller de gerekirse öğrenir, bu fedakârlıktan kaçınmayız.”

 

Category: People & Blogs
License: Public Source

COMMENTS

Up next

Sahurun bereketi

by AvAA
3 views5 hours ago


'Şehitler için söyle'

by AvAA
31 views4 months ago